Pages

12 Eylül 2012 Çarşamba

Geçmiş bir alışkanlıksa.

Geçmiş bir zamana ait misafir gibi geldi kapısına. Halbuki her şeyin başında da bal gibi biliyordu ait olduğu bu yeri. Bal gibi biliyordu da yine de kader denilen şeyi zorlamak istemişti. Sahi neydi kader? Ne yaparsan yap karşı koyulamayacak olan karar mı yoksa seçimlerinle yön verdiğin bir sonuç mu? Neydi neydi, bulamadı. Eksik olan inancı onu yarı yolda bıraktı yine. Peki, inancı tam olanlar o yolun sonunu görebiliyorlar mıydı, emin olamadı bundan da.

Aklının ona yönelttiği bu labirenti reddetti. Şimdi sırası değildi düşüncelerde kaybolmanın. Gülümsedi. Eczanenin önünden geçerken camdaki yansımasına baktı. Banyodaki haliyle aynıydı. Biraz yanakları kızarmıştı o kadar. Derin soluk alırken ellerinin buz gibi olduğunu fark etti.  Ellerini sıktı.
Gelmişti. Yıllar önce tereddüt ederek çıktığı o kapıya tekrar gelmişti. Tüm kararlarını bilinmezlikle almıştı zaten. Bu yüzden tereddütlüydü. Korkuyordu. Kapıyı başka bir yüzün açmasından korkuyordu. Onu bulamamaktan. Hep korkarak yaşıyordu zaten. Bir gece sarhoş arkadaşının kulağına fısıldadıklarını hatırladı: Korkma! Korktuğun için her şeyi yarım bıraktın.”

Korkmuyorum dedi içten içe. Korkmuyorum. Elleriyle koymuş gibi yedek anahtarı aldı yerinden. Şaşırmamıştı ve bunun verdiği mutlulukla sarhoş olmuştu içinde. Demek ki bir gün geleceğini düşünmüştü O’da. Geleceğini düşünüp anahtarın yerini bile değiştirmemişti. O da O’nu bekliyordu. Bunları düşünürken baş parmağıyla bir süre okşadı  anahtarı. Kapıya yöneldi.  Derin bir nefes aldı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Anahtar döndü. Ya evin bir köşesindeydi ya da yine kapıyı kilitlemeden çıkmıştı evden. İkinci ihtimali düşününce bile kızdı. Hep ihmal ederdi zaten kapıyı kilitlemeyi. Kızgınlığını heyecanı bastırdı. Küçük adımlarla evin içinde dolaşmaya başladı. Hem bir yabancıyla karşılaşmaktan korkuyordu hem de onu göreceği zamandan. Aklında bin bir düşünce adım atmaya başladı.

Kaç adım attığını unuttuğu zaman –kapıdan çok da uzaklaşmamışken- karanlığın içinden evi seçmeye başladı.  Yerdeki içki şişeleri kendini ilk ele veren oldu. Çorabın tekine bastı. Yerdeki battaniyeye takıldı. Sigara kokusunun da karıştığı tuhaf bir koku aldı burnu. Yüzünü kırıştırdı. O hep güzel kokulara önem verirdi. Adımlarına devam etti. Işığı açmaya yönelmişken saksının birine çarptı. Saçma, çiçek hiç sevmezdi. Elini attı duvara bulamadı bir şey. Priz burada olmalıydı halbuki. Her şey aynıyken prizin yeri değişemezdi ya?
Kendi kendine sorular yöneltmeye başladı o an. Evin krokisini kafasında çizdi. Cama yönelmek istedi, duvar vardı. Banyoya geçmek istedi salonun duvarı ile karşılaştı. Bir terslik vardı bu işte. Sorgulamaya başladı. Zihninde yer açtı, sorular bir bir misafirliğe gelmeye başlamıştı.

Ne kadar zaman geçirdi böyle bilmiyordu. Kendine geldiğinde aydınlıkta oturduğunu fark etti. Ellerini bir el tutuyordu. Meraklı bir çift göz ona bakıp konuşuyordu. Konuşmaya devam ediyordu da ses yoktu sanki. Aklı kim olduğunu sorgulamaya başladı. Evlerinde bu yabancının ne işi vardı? Ne hakla ellerini tutmuştu O neredeydi? Görmemeliydi bu yabancıyı.

Şimşek gibi bir anda hatırlamaya başlamıştı. Hatırladıkça kahroluyordu.

Bir süredir böyleydi. Aklının ona hazırladığı bu oyuna henüz alışamamıştı. Bazı geceler kalkıp, her şeyi bırakıp ona gittiğini anlatırdı doktoruna. Evine bu bazı gecelerde bir yabancı gibi geldiğini, eşyalarına ilk kez dokunduğunu, sonra bir şeylerin ters gittiğini anlayıp, kendisine yabancı olan hayatına devam ettiğini.. Hayal kırıklıklarını hala kabullenemediğini anlatırdı.

Şimdi, bir çocuk gibi yeniden öğrenmesi gerekiyordu yaşamını.
Biliyordu, çıldırmıştı. Neyse ki kahroluyordu her yeni gün.




11 Eylül 2012 Salı

Hayattır bazen.


Hissiz oldum derken
Sizsiz kaldım
Ne gariptir halbuki
Dev gibi adamların
Küçücük çocuk sesinden irkilmeleri..

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Sadece..


Unutmak.
Neye göre ve kime göre?
Var mıdır bir ölçütü bu işin, var mıdır elle tutulur somut kriterleri.. İçi rahatlatacak kesin çözümleri var mıdır?

Zannederek yaşıyoruz.
Bildiğimizi zannedip, öğrendiğimizi varsayıp, sevdiğimize inanıp, hissederek davranıp aynı hızla da unuttuğumuz yönünde ahkam kesen cümleler kuruyoruz hayata dair. Bilerek ya da bilmeyerek ama unutmuyoruz. Unutamıyoruz.

Sadece bu.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Ben hiç avuç içi kadar insan görmedim
Hiç avuçiçinde ağlayan insan da görmedim..

Halbuki ne samimidir O,

Sadece benimle.
Sadece kendiyle.

Dünyadan arınmış bir halde..



14 Haziran 2012 Perşembe

Göğe bakma durağı

..
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
 

Turgut Uyar

11 Haziran 2012 Pazartesi

Fark

Bazı değerler olmalı aklın ucunda.
Aksi yapılınca
Karşı çıkmalı insan,
Tüm inancıyla.
Farkımız olmalı yaşayan diğer şeylerden,  
İnsan olarak..

31 Mart 2012 Cumartesi

Bazen.

http://fizy.com/#s/1ai6wo

Bir sabah uyanır insan.
O güne kadar sahip olduğu tüm alışkanlıklardan vazgeçilmesi istenir. Tek yapması gereken, hiçbir şeye daha fazla dokunmadan sadece bir adım öteye geçmesidir.
Derin nefes alır.
Ağlar.
Ağlar.
Son bir kez dağınıklığına bakıp, yılların tozlu kokusunu içine çekip, kaybedişlerini aklına kaydedip..
Gider.

Bir süre acı çektiğine inanırken, zamanla ne için acı çektiğini unutmaya başlar.

Aklına aldığı o son görüntü ve kokular kuytu raflardan gün yüzüne hiç çıkmamıştır. Bazen içi bir kere daha kırılmıştır; akraba olan binalarla, tanık olan seslerle..

Zamanla,
Uyandığı bir çok gün onun için pazar olmuştur,
Öyle keyifli.
Düşüncelerine pembe bulaşmıştır,
Öyle iç açıcı.

İnsan tüm 'acısına rağmen' yaşamaya son sürat devam etmiştir işte.
Sadece farkında değildir.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Öyle işte.

http://fizy.com/#s/16mbys

Bir eksiklik,
Bir anlamsızlık.

Şimdi, aklımda tuttuğum sadece bir yokluk.

Kan var bütün kelimelerin altında.

posta arabalarından söz et bana
kan var bütün kelimelerin altında
ezop'un şu lanetli dilinden söz et
kan var bütün kelimelerin altında
umulmadık bir gün olabilir bugün
aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
bir çay söyle yağmurların kokusunda
kan var bütün kelimelerin altında
işte durup dururken şurda
bir yelpaze gibi açıldı sesin
güzün en gürültülü kanadında
göğün en ince dalında

kan var bütün kelimelerin altında
umulmadık bir gün olabilir bugün
bir çeşme gibi akabilir cumartesi
çığlığındaki sessiz harfler
dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
ne güzel konuşur sokak satıcıları
fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
ve çiçekçi kızların göğüsleri
daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
kan var bütün kelimelerin altında
yaprağını dökecek ağaç yok burda
ama ışık dökebilir olanca renklerini
sürekli iş başındadır belleğin
tanık şairler arasında
oyuncu arkadaşlar arasında

yolculuk bir kafiye arayabilir
atının kuyruğundaki düğümde

ölüm bir kafiye arayabilir
ak gömleğinde

yol bir kafiye arar ve bulur
dönemeçlerin benzerliğinde

kan var bütün kelimelerin altında
bir gül al eline söz gelimi
kan var bütün kelimelerin altında
beş dakka tut bir aynanın önünde
sonra kes o aynadan bir tutam
beyaz bir tülbent içinde
koy cebine
bütün bir ömür kokar o ayna
kan var bütün kelimelerin altında
işte o kandır senin gülüşün
sızmıştır hayatın derinlerine
siyahtır orda kırmızıdır
daldan dala atlar
sever çocuklara anlatılan masalları
ama iş savunmaya gelince
yalnız alevi savunur
ve güneşin solmaz çekirdeğini
yalnız doruklarda

umulmadık bir gün olabilir bugün
kan var bütün kelimelerin altında

Cemal Süreya


Zaman sihrini gösterir her şeye. Daha anlamlı ya da daha gereksiz kılar. Cemal'i sevdiren şey de budur aslında. Her okuyuş farklı bir anlam, her anlam farklı bir zaman..

Dışarıdan bakmakla yetmez bazen. Anlamazsın. Anlayamazsın istesen de.

Zor gelir anlatmak.
Zor gelir dayanmak.
Gözyaşları gelir, durur gözlerinin önünde.
Büyüteç gibi büyütür her şeyi.
Zor gelen her şey, daha da imkansızlığa yaklaştırır içini.


Saatler geçiyordur, günler, haftalar, aylar..
Bilirsin yılların da bir sonu yoktur.
Bakarsın sadece öyle.
Gülümsemeye, gülümsetmeye çalışırsın.


Bilirsin ki 'onlar' üzülmeye gelmez.
Bilirim ki zordur, s'ona yakın bir şekilde uzağı oynamak.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Öyle anlar var ki

Her şeyin net olması gerekmez bazen.

Bazen sadece karışır insan, yok olabilir aklının bir köşesinde.
Sadece bir andır, seni bu noktaya getiren de.


Yıllardır sağlam diye baktığın kaleler,
Yıllardır ona buna karşı durarak savunduğun duvarlar,
Sadece bir an ile yerle bir olabilir.

Olmaz gözle bakmamak gerek hep'lere.


Güvendir bazen söz konusu olan şey,
Daha iyi tanımaktır.
Aşkın ötesinde, sevmektir var olan yıkımı.