Geçmiş bir zamana ait misafir gibi geldi kapısına. Halbuki her
şeyin başında da bal gibi biliyordu ait olduğu bu yeri. Bal gibi biliyordu da yine
de kader denilen şeyi zorlamak istemişti. Sahi neydi kader? Ne yaparsan yap
karşı koyulamayacak olan karar mı yoksa seçimlerinle yön verdiğin bir sonuç mu?
Neydi neydi, bulamadı. Eksik olan inancı onu yarı yolda bıraktı yine. Peki, inancı
tam olanlar o yolun sonunu görebiliyorlar mıydı, emin olamadı bundan da.
Aklının ona yönelttiği bu labirenti reddetti. Şimdi sırası
değildi düşüncelerde kaybolmanın. Gülümsedi. Eczanenin önünden geçerken camdaki
yansımasına baktı. Banyodaki haliyle aynıydı. Biraz yanakları kızarmıştı o
kadar. Derin soluk alırken ellerinin buz gibi olduğunu fark etti. Ellerini sıktı.
Gelmişti. Yıllar önce tereddüt ederek çıktığı o kapıya tekrar
gelmişti. Tüm kararlarını bilinmezlikle almıştı zaten. Bu yüzden tereddütlüydü.
Korkuyordu. Kapıyı başka bir yüzün açmasından korkuyordu. Onu bulamamaktan. Hep
korkarak yaşıyordu zaten. Bir gece sarhoş arkadaşının kulağına fısıldadıklarını
hatırladı: “Korkma! Korktuğun için her şeyi
yarım bıraktın.”
Korkmuyorum dedi içten içe. Korkmuyorum. Elleriyle koymuş
gibi yedek anahtarı aldı yerinden. Şaşırmamıştı ve bunun verdiği mutlulukla
sarhoş olmuştu içinde. Demek ki bir gün geleceğini düşünmüştü O’da. Geleceğini düşünüp
anahtarın yerini bile değiştirmemişti. O da O’nu bekliyordu. Bunları düşünürken
baş parmağıyla bir süre okşadı anahtarı.
Kapıya yöneldi. Derin bir nefes aldı. Kalbi
deli gibi çarpıyordu. Anahtar döndü. Ya evin bir köşesindeydi ya da yine kapıyı
kilitlemeden çıkmıştı evden. İkinci ihtimali düşününce bile kızdı. Hep ihmal
ederdi zaten kapıyı kilitlemeyi. Kızgınlığını heyecanı bastırdı. Küçük adımlarla
evin içinde dolaşmaya başladı. Hem bir yabancıyla karşılaşmaktan korkuyordu hem
de onu göreceği zamandan. Aklında bin bir düşünce adım atmaya başladı.
Kaç adım attığını unuttuğu zaman –kapıdan çok da
uzaklaşmamışken- karanlığın içinden evi seçmeye başladı. Yerdeki içki şişeleri kendini ilk ele veren
oldu. Çorabın tekine bastı. Yerdeki battaniyeye takıldı. Sigara kokusunun da
karıştığı tuhaf bir koku aldı burnu. Yüzünü kırıştırdı. O hep güzel kokulara
önem verirdi. Adımlarına devam etti. Işığı açmaya yönelmişken saksının birine
çarptı. Saçma, çiçek hiç sevmezdi. Elini attı duvara bulamadı bir şey. Priz burada
olmalıydı halbuki. Her şey aynıyken prizin yeri değişemezdi ya?
Kendi kendine sorular yöneltmeye başladı o an. Evin
krokisini kafasında çizdi. Cama yönelmek istedi, duvar vardı. Banyoya geçmek
istedi salonun duvarı ile karşılaştı. Bir terslik vardı bu işte. Sorgulamaya başladı.
Zihninde yer açtı, sorular bir bir misafirliğe gelmeye başlamıştı.
Ne kadar zaman geçirdi böyle bilmiyordu. Kendine geldiğinde
aydınlıkta oturduğunu fark etti. Ellerini bir el tutuyordu. Meraklı bir çift
göz ona bakıp konuşuyordu. Konuşmaya devam ediyordu da ses yoktu sanki. Aklı kim
olduğunu sorgulamaya başladı. Evlerinde bu yabancının ne işi vardı? Ne hakla
ellerini tutmuştu O neredeydi? Görmemeliydi bu yabancıyı.
Şimşek gibi bir anda hatırlamaya başlamıştı. Hatırladıkça kahroluyordu.
Bir süredir böyleydi. Aklının ona hazırladığı bu oyuna henüz
alışamamıştı. Bazı geceler kalkıp, her şeyi bırakıp ona gittiğini anlatırdı
doktoruna. Evine bu bazı gecelerde bir yabancı gibi geldiğini, eşyalarına ilk kez
dokunduğunu, sonra bir şeylerin ters gittiğini anlayıp, kendisine yabancı olan hayatına devam ettiğini.. Hayal kırıklıklarını hala kabullenemediğini anlatırdı.
Şimdi, bir çocuk gibi yeniden öğrenmesi gerekiyordu
yaşamını.
Biliyordu,
çıldırmıştı. Neyse ki kahroluyordu her yeni gün.
