Pages

5 Ocak 2013 Cumartesi

Münire Teyze


Gözlerini kapattı. 

İçinden artık sıradanlaşmaya yüz tutmuş dileklerini bir kez daha tekrarladı, hiçbir umut belirtisi olmayan bakışlarını elindeki yarım kahveye odaklayarak… Gözlerini açtığında kendisini bıraktığı yerde buldu, elini ısıtan kahve sıcaklığından vazgeçmiş, yerini sonbaharın ılıklığına emanet etmek üzereydi.

Zamanı geri almak istiyordu. Yaşadıklarını tekrar yaşayacak kadar cesur biri değildi, sadece içindeki özlemini dindirmeye çalışıyordu.  Daha çok onun yanında olacaktı mesela. Mesela kavga ettikleri zaman odasında sinirine köle olmayıp, onunla, onun sessizliği içinde, yemek hazırlamaya devam edecekti. Mesela hep reddettiği ada tatiline uyacaktı. Çocukluk demeyip saatler boyu uçurtma uçuracaktı onunla. Sevmese de onun istediği konserlere gidecek, sadece kokusunu içine çekerek sarılacaktı saatlerce. Sadece O’nunla daha fazla mutlu olma ihtimalini yaşamak istiyordu elinden kayıp giden zaman parçalarında. Bencildi. Güçlü değildi, olamamıştı.

Yakınından gelen köpek sesiyle irkildi. Gülümsedi. Ciddiye almadığı bir konu olsa da evrenin kendi hali için üzülmüş olabileceğini düşünmüştü, bir an. O da köpek severdi ve tam o sırada.. Oturduğu rahatsız banktan doğruldu, düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Yine saatler geçmişti işte.

Gökyüzü ikindiyi de tüketmiş, turunculaşmaya başlamıştı.
Kalkacak hali yoktu belli ki.

“O “diyordu içten içe. “Ah ne çok severdi bu vakitleri.” Elinde sigarası, aklında dizeleri, dalıp giderdi şimdi yanında olsa. Elini göğüs seviyesinde kaldırarak parmağıyla gökyüzüne şekiller çizer, o tok sesiyle dokunurdu kelimelere teker teker. Konuşmasının sonlarına doğru, durur, sessizliği dinler, o derin bakışıyla bir kez daha içine akardı; o an yeniden o adama aşık olduğunu hissederdi.

Düşündükçe içi parçalanıyordu. Tekrar gözlerini kapatıp, tekrar üzüleceğini bilse de, onun yanında olmasını dileyecekti ki kolunda bir sıcaklık hissetti. “Haydi” diyordu bir ses, “Haydi Münire Teyze, havalar artık soğumaya başladı hasta olacaksın.”

Kolundan tutan sese yöneldi Münire Teyze, hırkasını yine bankta bırakmıştı.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Geçmiş bir alışkanlıksa.

Geçmiş bir zamana ait misafir gibi geldi kapısına. Halbuki her şeyin başında da bal gibi biliyordu ait olduğu bu yeri. Bal gibi biliyordu da yine de kader denilen şeyi zorlamak istemişti. Sahi neydi kader? Ne yaparsan yap karşı koyulamayacak olan karar mı yoksa seçimlerinle yön verdiğin bir sonuç mu? Neydi neydi, bulamadı. Eksik olan inancı onu yarı yolda bıraktı yine. Peki, inancı tam olanlar o yolun sonunu görebiliyorlar mıydı, emin olamadı bundan da.

Aklının ona yönelttiği bu labirenti reddetti. Şimdi sırası değildi düşüncelerde kaybolmanın. Gülümsedi. Eczanenin önünden geçerken camdaki yansımasına baktı. Banyodaki haliyle aynıydı. Biraz yanakları kızarmıştı o kadar. Derin soluk alırken ellerinin buz gibi olduğunu fark etti.  Ellerini sıktı.
Gelmişti. Yıllar önce tereddüt ederek çıktığı o kapıya tekrar gelmişti. Tüm kararlarını bilinmezlikle almıştı zaten. Bu yüzden tereddütlüydü. Korkuyordu. Kapıyı başka bir yüzün açmasından korkuyordu. Onu bulamamaktan. Hep korkarak yaşıyordu zaten. Bir gece sarhoş arkadaşının kulağına fısıldadıklarını hatırladı: Korkma! Korktuğun için her şeyi yarım bıraktın.”

Korkmuyorum dedi içten içe. Korkmuyorum. Elleriyle koymuş gibi yedek anahtarı aldı yerinden. Şaşırmamıştı ve bunun verdiği mutlulukla sarhoş olmuştu içinde. Demek ki bir gün geleceğini düşünmüştü O’da. Geleceğini düşünüp anahtarın yerini bile değiştirmemişti. O da O’nu bekliyordu. Bunları düşünürken baş parmağıyla bir süre okşadı  anahtarı. Kapıya yöneldi.  Derin bir nefes aldı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Anahtar döndü. Ya evin bir köşesindeydi ya da yine kapıyı kilitlemeden çıkmıştı evden. İkinci ihtimali düşününce bile kızdı. Hep ihmal ederdi zaten kapıyı kilitlemeyi. Kızgınlığını heyecanı bastırdı. Küçük adımlarla evin içinde dolaşmaya başladı. Hem bir yabancıyla karşılaşmaktan korkuyordu hem de onu göreceği zamandan. Aklında bin bir düşünce adım atmaya başladı.

Kaç adım attığını unuttuğu zaman –kapıdan çok da uzaklaşmamışken- karanlığın içinden evi seçmeye başladı.  Yerdeki içki şişeleri kendini ilk ele veren oldu. Çorabın tekine bastı. Yerdeki battaniyeye takıldı. Sigara kokusunun da karıştığı tuhaf bir koku aldı burnu. Yüzünü kırıştırdı. O hep güzel kokulara önem verirdi. Adımlarına devam etti. Işığı açmaya yönelmişken saksının birine çarptı. Saçma, çiçek hiç sevmezdi. Elini attı duvara bulamadı bir şey. Priz burada olmalıydı halbuki. Her şey aynıyken prizin yeri değişemezdi ya?
Kendi kendine sorular yöneltmeye başladı o an. Evin krokisini kafasında çizdi. Cama yönelmek istedi, duvar vardı. Banyoya geçmek istedi salonun duvarı ile karşılaştı. Bir terslik vardı bu işte. Sorgulamaya başladı. Zihninde yer açtı, sorular bir bir misafirliğe gelmeye başlamıştı.

Ne kadar zaman geçirdi böyle bilmiyordu. Kendine geldiğinde aydınlıkta oturduğunu fark etti. Ellerini bir el tutuyordu. Meraklı bir çift göz ona bakıp konuşuyordu. Konuşmaya devam ediyordu da ses yoktu sanki. Aklı kim olduğunu sorgulamaya başladı. Evlerinde bu yabancının ne işi vardı? Ne hakla ellerini tutmuştu O neredeydi? Görmemeliydi bu yabancıyı.

Şimşek gibi bir anda hatırlamaya başlamıştı. Hatırladıkça kahroluyordu.

Bir süredir böyleydi. Aklının ona hazırladığı bu oyuna henüz alışamamıştı. Bazı geceler kalkıp, her şeyi bırakıp ona gittiğini anlatırdı doktoruna. Evine bu bazı gecelerde bir yabancı gibi geldiğini, eşyalarına ilk kez dokunduğunu, sonra bir şeylerin ters gittiğini anlayıp, kendisine yabancı olan hayatına devam ettiğini.. Hayal kırıklıklarını hala kabullenemediğini anlatırdı.

Şimdi, bir çocuk gibi yeniden öğrenmesi gerekiyordu yaşamını.
Biliyordu, çıldırmıştı. Neyse ki kahroluyordu her yeni gün.




11 Eylül 2012 Salı

Hayattır bazen.


Hissiz oldum derken
Sizsiz kaldım
Ne gariptir halbuki
Dev gibi adamların
Küçücük çocuk sesinden irkilmeleri..

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Sadece..


Unutmak.
Neye göre ve kime göre?
Var mıdır bir ölçütü bu işin, var mıdır elle tutulur somut kriterleri.. İçi rahatlatacak kesin çözümleri var mıdır?

Zannederek yaşıyoruz.
Bildiğimizi zannedip, öğrendiğimizi varsayıp, sevdiğimize inanıp, hissederek davranıp aynı hızla da unuttuğumuz yönünde ahkam kesen cümleler kuruyoruz hayata dair. Bilerek ya da bilmeyerek ama unutmuyoruz. Unutamıyoruz.

Sadece bu.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Ben hiç avuç içi kadar insan görmedim
Hiç avuçiçinde ağlayan insan da görmedim..

Halbuki ne samimidir O,

Sadece benimle.
Sadece kendiyle.

Dünyadan arınmış bir halde..



14 Haziran 2012 Perşembe

Göğe bakma durağı

..
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
 

Turgut Uyar